Advert
Advert

Avcılar'da Çözümlenemeyen Deprem ve İmar Sorunu

Avcılar İlçesinde Bir Sorun Olarak Karşımızdan Duran Deprem ve İmar Sorunları Üzerine Halkçı, Bilimsel ve Demokratik Çözüm Usulleri Üzerine Değerlendirme. Avcılar İmar Problemi, Avcılar İmar Barışı, Avcılar Deprem Tehlikesi,

Avcılar'da Çözümlenemeyen Deprem ve İmar Sorunu
Avcılar'da Çözümlenemeyen Deprem ve İmar Sorunu Aktif Belediye

31 Mart 2019 yerel seçimlerine iki ay kala günümüze kadar çözümsüz olarak bırakılan birçok problemde seçim atmosferine hazırlık aşamasında mevcut tartışmalar ve projelerle tekrar tartışılmaya ve gün yüzüne çıkmaya başladı. Merkezi ve yerel yönetimlerin bu çözümsüzlükte aktif rol oynadığı bir tablo karşısında nasıl bir çözüm üretilmesi gerektiği ise bu yazının ana unsurunu oluşturmaktadır. Genel olarak bilimsel bir yaklaşımla üretilmesi gereken çözüm ise “planlı ve güvenilir yaşam alanların bütüncül oluşturulmasının sağlanması” ve aynı zamanda yaşayan “kent sakininin mülkiyet hakkını da koruyacak” demokratik teamülleri de beraberinde düşünen halkçı bir anlayışla ancak mümkün olmasıdır. Çözümsüz bırakılan ve genel olarak kent sakini içinde büyük rahatsızlık yaratan en önemli sorun; 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremleri ile Avcılar İlçesinde özellikle Denizköşkler, Merkez, Gümüşpala ve Ambarlı mahallerinde plansız ve denetimsiz yapılarda yaşayan ve o haliyle de depreme dayanaklı olmayan yapılarda yaşayıp yitip giden canlar ve hayatta kalanların ise kaybedilen hayatlar dışında yaşayacakları güvenli barınma alanlarının da beraberinde yok olmasıydı. İkincisi ise yıllardır İBB yönetiminin elinde bulunduran iktidarı AKP ile Avcılar ilçe belediyesi yönetimini elinde bulunduran CHP’li yönetim arasında bir kaosa dönüştürülen; Tahtakale, Yeşilkent ve Firüzköy mahallerinde çözülemeyen imar sorunlarıdır.

Öncelikle unutulmaması gereken ilk husus bu iki sorunun birbiriyle ilişkili olması ve çözümün ise tek bir planla, parsel bazında değil, ilçe genelinde/mahalle özelinde yapılacak bir halkçı planla ancak mümkün olduğudur. Günümüzde, merkezi ve yerel yönetimler tarafından sürekli değiştirilen TAKS/KAKS katsayıları birer seçim yatırımı olarak kullanılmakta ve 2012 yılında  yürürlüğe giren 6306 sayılı yasa ile parsel bazında dönüşümü temel alan çözümlerin, AKP iktidarının bir çözümü olduğunu da unutmamak gerekmektedir. Bu durumun ise çözüm olmadığı günümüzde daha net olarak birçok örnekle de görmekteyiz.

TMMOB ve bağlı odaların yapmış olduğu değerlendirmeye göre olası Marmara Depreminde yüzbinlerce can tehlike altındadır. Bu durum İstanbul genelinde ortalama 15.000 binanın yıkılması anlamına gelmekte, ortalama her ilçede 300 binanın yıkılması ve canların da yitmesi demek olduğunu hatırlatmanın, sağlıklı bir planın neden gerekliği olduğunu ifade etmek için zaruri olduğunu söylemek isterim. Ayrıca, imar sorununu imar barışı uygulamasıyla çözmeye çalışan merkezi iktidar ve yerel yönetimler; denetimsiz, deprem güvenliği belli olmayan ve mühendislik hizmeti almadan yaşam ömrünü tamamlayıp/tamamlamadığı bile belli olmayan birçok yapıya “yapı kullanım belgesi” verdiğini de unutmamak gerekir.  Ya da mevcut Avcılar ilçe belediyesinin çözüm olarak önerdiği, bütüncül bir planlamadan uzak sadece parsel bazında çözümü öngördüğü kentsel dönüşüm yaklaşımının da soruna çözüm olmayacağını da beraberinde ifade etmenin doğru olacağını düşünüyorum. Çünkü; ekonomik bütün yükü ilçede yaşayan kent sakininin üstüne yıkılmasının önüne geçmenin çözümü olarak önerilen 1982 imarına dönmenin (kat sayılarını 5-7 kata kadar arttırmak) ise olası bir deprem sırasında güvenli yapıldığı iddia edilen binaların, kat sayılarındaki artışın zemin koşulları düşünülmeden arttırılmasının 17 Ağustos 1999 depreminde olduğu gibi isterlerse C40 beton kullanılsın rezonans nedeniyle yıkılabileceği endişesidir.

Yukarıda ifade edilen mevcut sorunlar ve merkezi/yerel yönetimler tarafından önerilen çözüm önerileri bu anlamıyla bilimsellikten ve mühendislik uygulaması açısından sakattır. Bilimsel ve halkçı bir yöntem önermek gerekirse; öncelikle ilçede kurulacak bir beton-zemin laboratuvarı ile iki yıl içinde ilçedeki tüm binaların ve üzerine oturdukları zeminlerin etütlerin tek tek ücretsiz bir şekilde yapılmasıdır. Daha sonra ilçe/mahalle bazında zemin ve bina etüt sonuçlarının elde edilmesi ve elde edilen sonuçlara göre İmar planının TMMOB ve diğer meslek odalarıyla birlikte bütüncül bir perspektifte hazırlanması gerekliliğidir. Unutulmamalıdır ki; seçim yatırımı olarak Halkçı bir plandan öte öne sürülen vaatler (zamansal olarak kent sakinini bir şekilde ikna edip, yeniden çözümsüz bırakma hamlesinden öteye gidemeyecektir) 31 Mart 2019 seçimlerinden sonra da sadece göstermelik olarak kalacaktır. Bugüne kadar deprem ve imar sorununu çözümsüz olarak bırakanlar, kent sakinini kandırmayı ve bilimsellikten uzak çözümler sunmayı da bir an önce terk etmelidir. İstanbul Sulukule’de yaşayan kent sakinlerinin (kiracıların söz hakkının bile olmadığı) mülkiyet hakkının lüks konutlar için terk edilmesiyle İstanbul’da ilk uygulamasıyla başladı. Maltepe Gülsuyu’nda yamaçta bulunan lüks konutlara dokunmayıp, işçi/emekçi sınıflarının konutlarını heyelan tehlikesiyle karşı karşıya olduğu savıyla, benzer bir şekilde mülkiyet hakkını göz ardı edip, “kimin için güvenilir ve ücretsiz konut” sorunu tartışmaya açtı. Ayazma, Tarlabaşı ve son olarak Fikirtepe’de arsa sahiplerini inşaat tekelleriyle buluşturup, yüksek katlı yapılara imarı da açıp çözüm üreteceğini söyleyen dönemin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin sınıfta kaldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Kamucu bir bakış açısıyla, kent sakininin mülkiyet hakkını (kiracılar da dahil) gözeten, toplu bir plan dışında parsel bazında inşaat firmaları/müteahhitlere bırakılan her çözümün ucu karanlıktır. Kamucu halkçı bir belediye de çözüm bilimsel veriler ışığında, halkçı bir planla hazırlanarak, güvenli barınma hakkının merkezi/yerel yönetimlerce sağlandığı bir çözümden başka hiçbir yaklaşımda güvenilir bir çözüm değildir. Göreceksiniz ki; 31 Mart 2019’dan sonra mahalle aralarında çoğu belediye yönetimleri ve yakınlarının sahibi olduğu müteahhitlik firmalarının nasıl çoğaldığını göreceksiniz. Ancak bu koşullarda konut sorununa çözüm üretmeye engel olmayan “Halkçı ve Kalkınmacı olduğunu söyleyen Belediye yönetimleri, bu pastadan ve ranttan kendilerine düşen payı almak dışında bir düşünceye sahip olmayacaktır” diyebiliriz.

Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği ve bağlı odalarından görüş alınmadan ve üniversitelere danışılmadan üretilen hiçbir çözüm, ne olası bir deprem sırasında yaşamımız ne de İmar sorunumuzu çözmeye yetmeyecektir. Kent sakininin mülkiyet hakkını koruyan ve güvenli barınma hakkını merkeze alan bir anlayış karşısında ikincil bir tehlike de, AKP iktidarı tarafından bu ekonomik krizde bile dilden düşürülmeyen Kanal İstanbul ve revizyon alanı projesidir. Bugüne kadar çözümsüz bırakılan İmar sorunu aynı zamanda iktidar tarafından afet durumu öne sürülerek: rezerv alan, riskli alan ve riskli yapı gibi tanımlamalarla da, mülkiyet hakkının da rahatlıkla el değiştirilmesi ve inşaat tekellerinin eline geçmesinin sağlanabilmesi endişesidir. Bu nedenle ileride yapılarımıza riskli yapı veya zeminlerimize ise riskli zemin deyip, mülkiyet hakkımızı sermaye gruplarına peşkeş çekecek her anlayışa karşı şimdiden dur demenin ancak bugünden planlanarak mümkün olduğunu düşünmek gerekmektedir. Bu nedenle yukarıda ifade edilen çalışmaların yapılması önemlidir. Bu durum kent sakininin mülkiyet hakkını koruyacak yegâne bilimsel çözümdür.

Dr. Savaş KARABULUT

İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi E. Öğretim Üyesi

Jeofizik Mühendisi ve Deprem Bilimci

TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası Üyesi

Avcılar Bağımsız Sosyalist Adayı

avcılar imar problemi deprem sorunu imar barışı aktif belediye depreme önlem yerel seçim avcılar adaylar avcılar imar sorunları deprem gerçeği avcılarda deprem
Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Bağcılar'da Kültür Gezileri Hız Kesmeden Sürüyor
Bağcılar'da Kültür Gezileri Hız Kesmeden Sürüyor
Haldun Dormen, Avcılar'da İzleyicileri İle Buluştu
Haldun Dormen, Avcılar'da İzleyicileri İle Buluştu